5 Mart 2013 Salı
Merhaba! Ben Yeni Basın Sözcünüz; “Twitter” (Boxer Dergisi, Şubat 2013)
08:04 |
Kaydı Düzenle
1950’li
yılların ortasından itibaren özellikle Avrupa başta olmak üzere futbolcular bu
oyunu özel yapan bir çok etkenin de katkısıyla basının ve halkın yoğun ilgi ve
alakasına maruz kaldılar. Kimilerinin hayalini kurduğu bu parıltılı yaşamlar,
kimilerinin de kabuslarını süsledi ama sadece bazı özel oyuncuların gerçeği
oldu. 90’lı yılların başında başlayan internet furyası, icq, msn messenger
derken internet sonunda facebook ve twitter başta olmak üzere sosyal medya
denilen dijital bir mecranın da doğmasına neden oldu. Facebook genelde kişisel
kulanım ve etkinlik paylaşımı üzerine sınırlı kaldı ancak sanırım Twitter
yaygınlaştıkça tam da futbolcuların aradığı birer basın sözcüsü oldu aslında.
Bir de şu
açıdan bakalım, profesyonel sporcuların attığı tweet’ler oyuncun takımla
ilişiğini kesilmesine, federasyondan ceza almasına kadar bir çok yankıya sebep
olabiliyor bunu yanı sıra Twitter
haberciliği de ortaya çıkmış durumda. Spor bültenlerinin son bölümleri
sporcuların Twitter hesaplarından attığı tweet ve paylaştığı fotoğraflara
ayrılıyor bunun en büyük sebebi de haberin direk sporcudan gelmiş olması ve
kritik nokta zahmetsiz haber.
Bir çok
futbolcu Twitter yaygınlaştıkça bu sosyal ağda yerini alarak bu ağ tarafından
onaylanmış hesaplarıyla gerek özel hayatlarıyla, gerekse sezon genelinde
yaşadıklarını, yer yer sevinç ve öfkelerini de paylaşıyorlar. Öyle ki ünlü
futbolcuların Twitter hesapları milyonlarca takipçiye sahip. Aslında Twitter’ın
gücünü biraz hafife aldık diye düşündüğüm de olmuyor değil doğrusu... Twitter
futbolu olumlu olarak etkiledi mi? Evet olumlu etkileri de olduğunu
düşünüyorum. Açıkcası futbola tuttuğu takıma tutkuyla bağlı her futbolsever
sevdiği oyuncuların özel yaşamlarını kendi paylaştıkları kadarıyla bilme imkanı
buldu. Onların belki az da olsa nelerden hoşlandığını, hangi olaylara nasıl
tepki verdiğini görmek yani futbolcuların insani yönünü tanımak oldukça keyifli
olabiliyor.
Twitter’ı
çok keyifli ve ölçülü şekilde kullanıp hayranlarıyla iletişime geçen,
interaktif bir şekilde halkla ilişkiler kampanyası gibi yürüten çok başarılı
isimler mevcut. Maçlardan önce ve sonra zaman zaman kendi özel hayatında başına
gelen olayları tweet’leyen, güzel ve değişik fotoğraf paylaşan isimler pek
tabii ki kendini istemsizce takip ettiriyor. Takipçileriyle karşılıklı diyalog
kuran, buna zaman ayıran, hatta zaman zaman hediyeler dağıtan isimler dahi
mevcut. Bence Twitter hakkındaki asıl sorunsal bu güzel etkileşimlerin yanında
aşırı tepkilerini de bu platform’da göstermeleri. Özellikle maç sonlarında haksızlığa
uğrayan futbolcular bunu çok ağır dille yazıp federasyondan ceza alabiliyor ama
bunun haksızlık olduğunu düşünüyor. Oysa Twitter da onun dijital kimliği
aslında, bunun farkında değil.
Twitter
kullanırken çok büyük sorunlara yol açan isimler de oldu elbette. Bu isimler
kimler mi?
Alex de Souza
Fenerbahçe’nin
sembol olmuş futbolcularından Twitter’ı da çok aktif şekilde kullanan Alex de
Souza, Şampiyonlar Ligi ön elemesinde deplasmandaki Spartak Moskova maçında
oynamamasından sonra; Twitter’da Brezilyalı bir vatandaşıyla Portekizce sohbet
eden tecrübeli futbolcu, maçta yedek kalmasıyla ilgili soruya, “Adamım, bir gün
sana anlatırım ama tek kelimeyle açıklamak gerekirse kıskançlık! Beni neden
kenarda tuttu bilmiyorum. Beni neden yedeğe çektiğini anlamadım. Ama bir gün
meselenin tamamını sana anlatırım” ifadelerini kullanmıştı. Alex önce
“Oynamamamın sebebi kıskançlık” tweet’ini sildi. Sonra “Hocanın kararına hep
saygılıyım ve hiç sorgulamadım” ardından “Lütfen Portekizce yazdıklarımı
tercüme etmeye çalışıp, kelimelerin gerçek anlamlarını yitirmesine izin
vermeyin“ dedi. Bu olaylardan sonra Alex’in takımla zaten hali hazırda gergin
olan ilişkileri kopma noktasına geldi, akabinde sözleşmesi karşılıklı olarak
feshedildi.
Ryan Babel
Federasyon
Kupası'nda M.United ile Liverpool arasındaki karşılaşmada hakem Webb'in
kararları tartışılmıştı. Maç sonrasında Liverpool oyuncusu Ryan Babel, Twitter
hesabında hakem Howard Webb'in fotomontajla M. United forması giydirilmiş bir
fotoğrafını yayımlamış ve altına, "Ve ona en iyi hakemlerden biri
diyorlar, şaka gibi." yazmıştı. İngiltere Futbol Federasyonu, Twitter'da
hakem Howard Webb ile dalga geçen Liverpool'un futbolcusu Ryan Babel'e 10 bin
sterlin para cezası verdi.
Ashley Cole
Chelsea
kaptanı John Terry’i ırkçılıktan suçlu bulması üzerine Ashley Cole, takım
arkadaşını savunmak için harekete geçmişti. Ancak Cole’un twitter hesabı
aracılığıyla Futbol Federasyonu’na hakaretler yağdırması tepkiyle
karşılanmıştı. Hatta öyle ki Cole’un San Marino ve Polonya ile oynanacak maçlar
öncesi milli takımdan ihracı dahi gündemdeydi. Ancak Cole, bizzat federasyon
başkanı David Bernstein’den özür dileyince konu tatlıya bağlandı.
Michel Morganella
İsviçreli
futbolcu Michel Morganella ise olimpiyatlarda Güney Kore ile oynanan maçın
ardından Twitter hesabında; “Bütün Güney Korelileri benzetmek istiyorum! Bir
avuç zihinsel özrü olan gerizekalı!” yazarak bu anlamda görülen en kötü
ırkçılıklardan birine örnek olmuştur. Bu tweet’inden sonra yabancı düşmanlığı
ve ırkçılık suçlamaları ile haklı olarak karşı karşıya kalmış, Twitter
hesabından özür dilediğini açıklasa da bu kariyerine sürülen bir leke olarak
kaldı. Morganella bu tweet sebebiyle 2012 Londra Olimpiyatları kadrosundan da
kovuldu.
Bunun
yanında tabii Twitter’da takibi çok keyif veren aynı zamanda güzel tweet’ler
atan oyunculara bir göz atalım.
Cristiano Ronaldo (@cristiano) Real
Madrid’in gelmiş geçmiş en iyi futbolcuları arasına girmeye aday olan Cristiano
Ronaldo, birkaç günde bir mutlaka tweet atan yıldız futbolcunun takip ettiklerine
bakınca, beğenileri de ortaya çıkıyor. Unutmadan Ronaldo’nun genel olarak
İngilizce tweet attığını da söylemeden geçmeyelim.
Wesley Sneijder (@sneijder101010) Twitter
adresini yoğun şekilde kullanan Wesley Sneijder, hem özel hayatı hem de futbol
kariyeri hakkında bilgiler paylaşıyor.
Felipe Melo (@_FelipeMelo_) Geçen sene
Galatasaray’a transfer olan Felipe Melo, Twitter’ı en çok kullanan futbolcular
arasında ilk sıralarda yer alıyor. Her gün sayısız tweet yazan ve hayatından
fotoğraflar da paylaşan Melo, futbol severlerin yazdıklarını da yanıtlıyor.
Rio Ferdinand (@rioferdy) Manchester
United’ın tecrübeli defans oyuncusu da Twitter’ı delicesine kullananlardan... 4
milyona yakın takipçisi olan Rio Ferdinand takipçileriyle etkileşim içerisinde
olduğu gibi, keyifli fotoğraf paylaşımlarıyla da Twitter’a renk katıyor.
Gerard Pique (@3gerardpique) Twitter’ı
İspanyolca kullansa da oldukça aktif kullanan isimlerden bir tanesi
Barcelona’lı Pique. İspanyolca bilmeseniz dahi kendisi oldukça güzel
fotoğraflar paylaşıyor, takip edilmesi oldukça keyifli isimlerden birtanesi.
Emmanuel Frimpong (@Frimpong26AFC) Arsenal’in
genç yeteneklerinden biri olan Frimpong şahsen Twitter’da en sevdiğim
isimlerden birtanesi. Özellikle attığı eğlenceli tweet ve fotoğraflarla gerçekten
Twitter kullanımı için iyi bir örnek teşkil ettiğini düşünüyorum.
Michael Owen (@themichaelowen) Veteran
İngiliz forvet son zamanlar Stoke City’de kadroya girmekte zorlansa da kendisi
Twitter’ın olmazsa olmazlarından. Özellikle çocuklarıyla geçirdiği keyifli
anlar ve ev halleri üzerine attığı tweetler eşsiz.
Andy Carroll (@AndyTCarroll) Twitter’a
yeni gelen isimlerden biri olan Andy Carroll daha önce başka sosyal paylaşım
sitelerinde oldukça keyifli paylaşımlarda bulunmuştu. Henüz gün itibari ile sadece
50 bin takipçisi olan Carroll Twitter’ın umut vadeden isimlerinden birtanesi.
26 Temmuz 2012 Perşembe
Blogtivi 22 Temmuz (Yusuf Ali Timur)
11:48 |
Kaydı Düzenle
25 Temmuz Çarşamba günü Tivibu platformunda yayın yapan, Sportivi kanalında Blogtivi programına katıldım. Blog yazmak, Futbol, Lefter, Ibrahimovic ve daha bir sürü konu üzerine güzel bir sohbet ettik.
24 Temmuz 2012 Salı
Meloizm ve Galatasaray
00:03 |
Kaydı Düzenle
Felipe Melo...
2010-2011 sezonu ile dibe vuran Galatasaray'ın tekrar toparlanmasını, Ali Sami Yen'den sonra taraftarın TT Arena'yı sahiplenmesindeki en büyük faktör...
Topu uzaklaştırdığında bile gözle görülebilecek hırsı ve taraftarı coşturması üzerine defalarca yazılabilir belki de..
Ruhu kaybolan takımın dirilmesindeki en büyük RUH!..
Şimdilerde kiralık sözleşmesi biten Melo kulüple pazarlık aşamasında ve bahsedilenlere göre 4.2 M€ prim dahil ücreti kabul etmiyor. Objektif olarak bakınca Melo'ya bu ücreti verebilecek başka bir takım yok! (Türkiye, Katar, Rusya ve Çin dışında)
Melo'nun eli kuvvetli mi? Evet. Çünkü tüm Galatasaray taraftarı onu çılgın gibi istiyor. Melo da bunu biliyor! Ne Riera ile yaptığı kavga, ne sabıkalı kariyeri bunun önüne geçemiyor. Melo'nun en büyük kozu Galatasaray taraftarı...
Bugünlerde sosyal medya olmasaydı, dünya bu kadar globalleşip internet üzerinden bilgi paylaşımı bu kadar artmış olmasaydı Melo bu kadar pazarlığa giremezdi diye düşünüyorum.
Bilin ki, Melo'ya çok hayranım! Şu takımda görmek istediğim ilk 2-3 oyuncudan biri, bu takımın ruhu!
Ama bilin ki, Melo yoksa ben de yokum diyen Galatasaray taraftarı olmaz!
Melo yok beyler, siz de olmayın lütfen!
Armaya, renklere olan aşkınızı "Melo" gölgeliyebiliyorsa eğer önden buyrun...
6 Şubat 2012 Pazartesi
Zlatan "Vukuatovic"
12:02 |
Kaydı Düzenle
Kendimi bildim bileli bu oyuna aşığım.. Ama ben.. Ben bu kadar yetenekli bir adam görmedim! Zlatan'ı uzun uzun anlatmak gereksiz diye düşünüyorum. Uzun boyuna rağmen inanılmaz tekniği, vuruş kalitesinin yanında gittiği her takımın şampiyon yapması gibi durumlar da var. Barça'nın kendine has oyun sistemini bir kenara koyarsak dünyanın her takımında 11 oynayabilecek benim gözümde dünyanın en iyi forvetidir. Bunlar tabii futbol açısından yani sevdiğimiz kadının gözünden baktığımızda gördüklerimiz. Aynı zamanda bir o kadar da sorunlu, huysuz ve kaprisli bir yıldız Zlatan işte onun repertuarından bir avuç "olay"...
Aronica'yı tokatlamak!
Cassano'ya şaka tekmesi!
Strasser'e tekme!
16 Ocak 2012 Pazartesi
Cennet Artık Çift Forvet..
11:37 |
Kaydı Düzenle
Uzun süredir gömdüğüm kalemimi bugün itibariyle gömdüğüm yerden çıkartıyorum. Uzun zamandır yazamamak değil yazmamak istedim sanırım. Bir çeşit nadas diyelim mi? Bazen yazı yazmamak da insana iyi gelir. Bazen kafadan geçenleri dışarıya dökmemek de insanı toparlar..
Velhasıl kelam...
Son zamanlarda beni en çok şey etkileyen şey kesinlikle bu fotoğraf oldu. Bir tarafta "Taçsız Kral" Metin Oktay diğer tarafta "Ordinaryüs" Lefter Küçükandonyanis... Arkada ise İslam Çupi...
Kuşkusuz fotoğraf kadar altındaki cümle de etkiledi beni. "Cennet artık çift forvet!" Taçsız Kral ve Ordinaryüs Lefter.. Düşünsenize yan yana olduklarını! Artık yan yana omuz omuza birlikteler. Taçsız Kral'ı kaybettikten 20 sene sonra Lefter de uçtu gitti bu dünyadan. Dünya sırtınıza ağır geldi... Artık #günlerdenLefter ve ağızlarda tek bir cümle.. Ver Lefter'e yaz deftere!..
24 Haziran 2011 Cuma
Galatasaray'da Markalaşma Telaşı ve Yeniden Yapılanma
12:43 |
Kaydı Düzenle
90'lı yılların sonu 2000'li yılların başında Galatasaray olmak çok keyifliydi ama bir o kadar da sıkıntılı. Galatasaray geçen o benzerine ender rastlanacak senelerde markalaştı, bir kültür oturttu, Avrupa'da söz sahibi oldu. 2002'den sonra Avrupa'da pek de adı sanı duyulmayan Galatasaray kulüp olarak marka haline geldiyse de son yıllarda oyuncu anlamında markalaşma çabaları hep sonuçsuz kaldı. Gelen yetenekli ama sorunlu oyuncular, takımdaki ruh yoksunluğu hepsi tuz biber oldu ve Galatasaray bu markalarını tek tek kaybetti.
Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Şu an ki Galatasaray kadrosunda kaç tane markalaşmış Türk oyuncu kaç tane Yabancı oyuncu var? Benim aklıma ilk gelenleri söyleyeyim; Arda ve Baros. Eğer reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığıyla ilerleyip nicelerini markadan sayarsanız orasını bilemem.
Galatasaray'ın 90'ların sonlarındaki başarılarına zemin hazırlamış üç ana unsur vardır bana sorarsanız. Kaliteli, tecrübeli ama futbol oynamaya aç yabancı futbolcular. Mücadele etmeye elverişli yetenekli bir yerli oyuncu grubu. Sonuncusu ise Fatih Terim. Terim eski Terim mi bilinmez orasını zaman gösterir. Anlatmaya çalıştığım şey aslında Galatasaray'ın Drogba-Forlan gibi süperstarların peşinden koşmasının sebebi takımın daha kısa zamanda eski marka gücüne kavuşmasını sağlamak. Olası bir yıldız forvet transferiyle birlikte reyes-ujfalusi-selçuk-ceyhun ve belki daha fazlasıyla Fatih Hoca'ya (bu takımı marka haline getiren teknik adamın) bunu tekrar gerçekleştirmesi için bir imkan yaratılacak. Galatasaray'ın fazla sabrı kalmadı ancak bu sezon Fatih Hoca önderliğinde kenetlenecek olası güçlü bir kadro sadece 2 kulvara konsantre olarak Avrupa'da yıpranan rakiplerinin aksine ligi sürklase edebilir. Kilit nokta transferlerin bir an önce bitip takımın kamp dönemini birlikte geçirmesi. Transfer döneminin son gününde gelecek bir Ronaldo'nun dahi Galatasaray'a faydalı olacağını sanmıyorum. Galatasaray'ın tekrar ayağa kalkması için gereken ilk adım: Takım olmak!
23 Haziran 2011 Perşembe
The Copa Santander Libertadores de América
13:52 |
Kaydı Düzenle
Copa Libertadores'te 4. kez final oynayan Neymar'lı Santos, Pele'li kadrosuyla 1962 ve 1963'te gelen şampiyonlukların ardından Copa Libertadores'i 3. kez müzesine götürerek 48 yıllık hasrete son verdi.
20 Haziran 2011 Pazartesi
Tomáš Ujfaluši "The Gladiator"
10:13 |
Kaydı Düzenle
Thomas Ujfalusi, gençliğini geride bırakmış ancak futbola doymayan adam...
Sigma Olomuc altyapısında yetişen; Hamburg, Fiorentina, Atletico Madrid formaları giymiş bir kaptandan bahsediyoruz, Kaptan Gladyatör'den...
Çek Cumhuriyeti Milli Takımında 2001-2009 yılları arasında tam 78 kere forma giyen kaptan 2009 senesi Nisan ayında Çek Cumuhuriyeti'nin Slovakya'ya mağlup olduğu maçtan sonra arkadaşlarıyla restauranta gittiği için eleştirildi, o da milli takımı bıraktı.
Atletico Madrid'de geçirdiği son 3 senesinde hiç bir sezon 42 maçın altında oynamadı. İstikrar abidesi...
Sahada lider, sert ama kırıcı asla değildi!
"Kasap değil Sert"
Herkes onu 19 Eylül 2010'da Messi'nin ayağını kırmaya teşebbüsten hatırlar ama o kariyeri boyunca çıktığı 425 maçta sadece 5. kırmızı kartıydı. Lugano'yla kıyaslıyorlar madem hemen o rakamı da verelim. Lugano, kariyeri boyunca oynadığı 224 maçta 6 kez kızardı..
Son bir not: Transferin ardından basında paylaşılan bu fotoğraflar çok yadırgandı ama fotoğraftaki bayan o zamanlar Ujfalusi'nin eşiydi..
18 Haziran 2011 Cumartesi
"Trabzonspor 2010-2011" Necip Emre Yılmaz Resim Sergisi
15:53 |
Kaydı Düzenle
Geride kalan sezonun ruhunu sizlerde hissedin..
27 yıl aradan sonra bu kadar yaklaşılmış ve hakkedilmiş şampiyonluğun resme döküldüğü ve unutulmayacak bu tarihi sezonun Necip Emre Yılmaz’ın fırçasıyla anlatımından oluşan harika bir sergi. Futbolcuların, yöneticilerin ve başkanın katılımıyla renklendirecekleri bu sergiye sizleride bekleriz..
23 Haziran 16.00'da Trabzon Varlıbaş Atapark AVM
Necip Emre Yılmaz
Forlan gibi ama değil gibi de...
13:34 |
Kaydı Düzenle
Diego Forlan'ı en çok Man. Utd'dan hatırlarım. Kaçırdığı inanılmaz goller, son vuruşlardaki beceriksizliği aklımda kalan en büyük özellikleri aslına bakarsanız. Ne olduysa Forlan Villareal'e ardından Atletico Madrid'e geçince oldu. Beceriksiz Uruguay'lı sanki sihirli değnek değmiş gibi gol makinasına dönüştü. 22 yaşında İngiltere'nin yolunu tutan oyuncu 26'sından sonra parladı. İngiltere'de gol atamaması nedeniyle alay konusu olan Forlan, İspanya'da şov yapar oldu. Yıldız oyuncu son dünya kupası'nda da gol krallığını kazandı.
Bugünlerde 32 yaşında olan oyuncuyla görüşmelere başlandığı, Galatasaray tarafından borsaya bildirildi. Tabii Reyes ve Ujfalusi ile birlikte. Bu 3 oyuncunun ligimize katacağı değer ve Galatasaray'ı ayağa kaldırması oldukça güçlü bir olasılık. Galatasaray için artık tek eksik olan ıslak imzalar...
30 Mayıs 2011 Pazartesi
Ünal Aysal Rüzgarları
16:47 |
Kaydı Düzenle
Ünal Aysal seçim öncesinde başlattığı rüzgarı sürdürüyor. Çok kötü bir sezon geçirmiş, dibe vurmuş Galatasaray'ı ayağa kaldırmak için ne gerekiyorsa belli ki fazlasını yapıyor, çabalıyor!..
Seçim öncesinde yapılan “Abrahamovic” benzetmesi, gün geçtikçe bambaşka bir boyuta geçiyor. Aysal tam da Galatasaray Başkanı'na yakışır bir duruş sergiliyor. Seçimden önce Fatih Terim ile anlaştığı iddia edilen Aysal, Fatih Terim'i açıkladı. Camia toparlanma emareleri göstermeye şimdiden başladı. Terim'in toparlayıcı yapısı, futbol bilgisi ve eşsiz motivasyon hüneri sayesinde Galatasaray kısa sürede ivme kazanacak gibi duruyor. Bence Terim'in bu yönleri ve Ünal Aysal'ın birleştiriciliği ve yöneticilik vasfı, bulunamaz denilecek bir hint kumaşı potansiyeli barındırıyor.
Aysal göreve geldiğinden beri transfer haberlerinin ardı arkası hiç kesilmedi. Kesilecek gibi de durmuyor. Erken Bitirilen Elmander ve Selçuk İnan transferleri tam isabet denilecek cinsten. Elmander son 5 sezonda 156 maça çıktı ve 40 attı. Mücadeleci ve tamamlayıcı bir forvet özelliğinde. Baros'un sakatlık furyasından sonra Galatasaray'a ilaç olabilecek bir istikrara sahip. Belki bitiriciliği üst düzey değil ancak savaşmaya, mücadeleye çok yatkın bir yapısı var. Selçuk İnan ise Galatasaray'ın orta sahadaki “düz” niteliksiz oyuncu güruhuna tam da zıt bir görüntüde üstelik Türk! Galatasaray'ın daha transfer sezonu açılmadan bu 2 kilit oyuncuyla sözleşme imzalaması, önceki yıllarda yapılan yanlışlardan ders alındığına delalet. Sezon başı hazırlık kamplarında takım bir arada olur, bir kenetlenme yaşanırsa bu transferlerin özelliği daha da net ortaya çıkacaktır.
Bir de ortada dolaşan isimlere bakalım mı? Drogba, Sinan Bolat, Kallström bu aralar yüksek sesle telaffuz edilen isimlerden bir kısmı. Drogba'nın transferi gerçekleşirse büyük olay! Ayrıca bildiğim kadarıyla Drogba transferi bitti sadece bir-iki ufak pürüz kaldı halledilmesi gereken. Sinan Bolat transferine de çok olumlu bakıyorum keza çok genç ve umut vadeden hem de başarılı bir file bekçisi. Kallström de Selçuk İnan ile birlikte orta sahayı ateşleyecek oyuncu olabilir. Elmander'e de destek olabilecek İsveçli futbolcunun da transferi oldukça olası görünüyor.
Bize düşen 1 Haziran 2011'i beklemek. Görünen o ki transfer döneminin başlamasıyla birlikte Galatasaray camiasını ve Florya'yı oldukça hareketli günler bekliyor!
20 Mayıs 2011 Cuma
Hayal Kırıklığı Yaratan Transferler
13:52 |
Kaydı Düzenle
Günümüz futbol endüstriyelleştikçe, futbola olan yatırım, harcanan para artıyor. Başta Avrupa olmak üzere futbolun hüküm sürdüğü tüm kıtalarda kulüpler büyük transferler peşinde koşuyor. İş futbolcuyu transfer etmekle bitmiyor elbette. Oyuncunun adaptasyonu, sağlığı, takımın ortamı aslında hepsi yeni transferlerin başarısını birinci dereceden etkileyen faktörler. İşte son 15 yıldaki en büyük hayal kırıklıklarının hikayeleri.
Massimo Taibi (1999, Venezia'dan Manchester United'a £4.5m)
Yeni Peter Schmeichel'ı bulmak üzere harekete geçen Manchester United İtalya'nın Venezia takımında parlayan Massimo Taibi'yi transfer etti. Ancak Taibi'nin İngiltere'de geçen 4 ayda kazandığı tek şey "Kör Venedikli" lakabı oldu
Francis Jeffers (2001, Everton'dan Arsenal'e £8m)
Arsene Wenger 2001 sezonunda İngiliz oyuncuyu büyük umutlarla transfer ettirdi ancak Thierry Henry ve Sylvian Wiltord gibi oyunculardan Jeffers'a pek fırsat düşmedi. Arsenal'de geçirdiği 2 senede sadece 4 gol atıp 22 maçta forma giydi daha sonra geldiği kulübe, Everton'a kiralık olarak geri gönderildi.
Andriy Shevchenko (2006, Milan'dan Chelsea'ye £30.8m)
Dinamo Kiev'de parlayan Sheva, Milan forması altında efsaneleşmişti. 208 maçta attığı 127 golle Chelsea'ye transfer oldu. Chelsea'de geçirdiği 2 sezonda 47 maçta sadece tek gol atabildi. 2008-09 sezonunda eski takımı Milan'a kiralık olarak geri gönderildi.
Adrian Mutu (2003, Parma'dan Chelsea'ye £15.8m)
Chelsea'de kaldığı süre boyunca 27 lig maçında 6 gol atan Rumen yıldız, kokain kullandığı için Chelsea'den kovulduğu yetmiyormuş gibi üstüne 7 ay futboldan men cezası aldı.
Juan Sebastian Veron (2001, Lazio'dan Manchester United'a £28.1m, 2003 Manchester United'tan Chelsea'ye £15m)
Sven-Goran Eriksson'un gözbebeği Veron; Sampdoria, Parma ve Lazio'da harika işlere imza attıktan sonra Manchester United'a transfer oldu. Ada futboluna adaptasyon sağlayamayan Veron, verimsiz geçen ilk sezona rağmen ikinci sezona fırtına gibi girdi, ancak sakatlıklar peşini bırakmadı. Chelsea ada futboluna uyum sağlayamayan yıldız oyuncuya bir şans daha verdi ancak Veron kullanamadı. Önce Inter'e daha sonra ise Estudientes'e kiralandı.
Sergei Rebrov (2000, Dynamo Kiev'den Tottenham Hotspur'a £11.5m)
Dinamo Kiev'de Shevchenko ile birlikte Şampiyonlar ligi yarı finaline kadar yükselip, Şampiyonlar ligi gol kralı olan Rebrov, Tottenham macerasına iyi başlasa da 2001 Mart ayında göreve Glenn Hoddle'ın gelmesiyle forma şansı bulmakta zorlandı. Önce Fenerbahçe'ye kiralık gönderildi ardından West Ham United'a transfer oldu.
Per Kroldrup (2005, Udinese'den Everton'a £5m)
Everton'a imza atan Danimarkalı defans oyuncusu Everton forması giyemeden kasık sakatlığı yaşadı ve ameliyat oldu. Aston Villa'ya 4-0 yenildikleri maçta ilk ve son olarak Everton forması giydikten sonra Fiorentina'nın yolunu tuttu böylelikle Kroldrup ada futbolunun en kötü transferlerinden biri olarak tarihe geçti.
Massimo Maccarone (2002, Empoli'den Middlesbrough'a £8.15m)
İtalyan forvet oyuncusu, İtalya 21 yaş altı takımıyla Avrupa gençler şampiyonasında sergilediği performanstan sonra Middlesbrough'ya büyük umutlarla transfer edildi. İlk maçlarda iyi performanslar gösterse de arkası gelmedi. Önce Parma'ya ardından Siena'ya kiralık olarak gönderildi. Daha sonra 'Boro'ya dönüp Uefa kupasında mucizelere imza atsa da yetmedi, 2007 yılında tekrar Siena'nın yolunu tuttu.
Denilson (1998, Sao Paolo'dan Real Betis'e £21.5m)
Sanırım fiyasko transfer denince akla gelecek ilk isim Denilson. 1997 Copa America'da tüm dikkatleri üstüne toplayan oyuncu, Real Betis'e transfer olduğunda dünyanın en pahalı futbolcusu ünvanını elde eden futbolcu kendisine duyulan güvene karşın takımın küme düşmesine mani olamadı. Betis küme düştüğünde Flamengo'ya kiralık olarak gitti, 2005 senesinde ise Bordeaux'ya transfer oldu daha sonra Brezilya, Amerika Birleşik Devletleri, Vietnam ve Yunanistan'a da yolu düştü. Denilson'un hem Betis'e hem de Brezilya milli takımına inanılmaz katkılar yapacağı düşünülürken o hiçbir zaman kendisinden bekleneni veremedi.
Elvir Baljic (1999, Fenerbahçe'den Real Madrid'e £20m)
Bursaspor'da oynadığı 87 maçta 42 gol atan Elvir Baljic daha sonra Fenerbahçe'ye transfer olmuştu. Ülkemizde Beşiktaş'ı çalıştırsan John Benjamin Toschak Geremi ile birlikte Baljic'i Türkiye'den transfer ettimişti. Real Madrid'de geçirdiği 3 senede sadece 11 lig maçına çıkabilen Bosnalı oyuncu, sakatlıklar nedeniyle neredeyse Real Madrid'de hiç süre alamadı önce Fenerbahçe'ye sonra Rayo Vallecano'ya kiralandı, 2002 yılında Galatasaray'a transfer oldu. Yaşadığı sakatlıklar maalesef onun Dünya ve Real Madrid tarihinin en kötü transferlerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Diego Forlan (2002, Independiente'den Manchester United'a £6,.9m)
Arjantin'den Manchester United'a gelen Forlan, büyük ümitlerle transfer edilmişti ama kırmızı şeytanlarla çıktığı 98 maçta sadece 17 kez golle buluştu. Attığı gollerden çok, kaçırdığı altıpas üzerinden kaçırdığı gollerle adından bahsettirdi. Van Nistelrooy'dan sonra performansı yeterli gelmediği için Rooney Manchester United'a gelirken o da Villareal'in yolunu tuttu.
Steve Marlet (2001, Lyon'dan Fulham'a £11.5m)
Jean Tigana'nın isteğiyle Fulham'a getirilen, Fulham'da oynadığı 54 maçta sadece 11 gol atabilen Marlet, Tigana'nın da kovulmasına zemin hazırladı. Tigana'nın da görevinden ayrılmasıyla 18 aylığına Marsilya'ya kiralandı.
Alexander Hleb (2008, Arsenal'den Barcelona'ya £13m)
Beyaz Rusyalı futbolcu BATE Borisov'da oynarken ismini duyurdu. Önce Stuttgart'a ardından Arsenal'e transfer oldu. Arsenal'de çok iyi bir performans çizmemesine rağmen, Barcelona, taktik anlayışlarına biçilmiş kaftan olarak gördüğü oyuncuyu renklerine bağladı ancak Hleb hiçbir zaman Barcelona'nın oyun düzenine alışamadı Stuttgart'a kiralandı, şu anda İngiltere'de Birmingham City takımında top koşturmaya devam ediyor.
Jonathan Woodgate (2004, Newcastle United'tan Real Madrid'e £13.4m)
Newcastle United'ta yaşadığı tekrarlayan sakatlıkları Real Madrid'e de taşıdı. Transfer edildiği zaman da sakattı. Real Madrid forması giymek için 1 sene bekledi. Sahaya çıktığı ilk maç olan Athletico Bilbao maçında, bir kırmızı kart gördü bir de kendi kalesine gol attı. 2006 yılında ilk 11'de yerini sağlamlaştırmıştı ki; sakatlıklar yakasını bırakmadı, 2006 yazında Middlesbrough'ya kiralandı. 2007 senesinde Marca gazetesi tarafından yapılan oylamada 21. yüzyılın en kötü transferi seçildi.
Zlatan Ibrahimovic (2009, Inter'den Barcelona'ya £61m)
Inter'de geçirdiği 3 sezonda 116 maça çıkıp 66 gol ata Ibra-cadabra Barcelona'ya geldiğinden yer yerinden oynadı. Tekniği, zekası kadar fizik gücüyle de bilinen oyuncu Eto'o artı para karşılığında toplam 61 milyon £'a mal oldu Barcelona'ya. İspanya'da çıktığı 29 lig maçında 16 gole imzasını atan Ibrahimovic tutuk görüntüsünden kurtulamadı, öyle ki Eto'o aranır hale geldi. Gerek adaptasyondaki zorluklar gerekse teknik direktör Guardiola ile yaşanan sürtüşmeler neticesinde İbrahimovic tekrar İtalya'ya, Inter'in ezeli rakibi Milan'a kiralandı.
13 Nisan 2011 Çarşamba
Avrupa'ya Kök Söktürüp Sonradan Unutulan Takımlar
14:55 |
Kaydı Düzenle
1955 yılı itibariyle Avrupa'da düzenlenmeye başlayan Fuar Şehirleri Kupası ve Şampiyon Kulüpler Kupası organizasyonlarıyla ülkesel bazdaki şampiyonlar, Avrupa coğrafyasında da gövde göstermeye başladı. Futbol globalleşmeye başladıkça, kıtasal rekabetler de doruğa çıktı. Bu globalleşme ve rekabet düzeyi, bir çok "kazanan" ve "kaybeden" yarattı. Kazananlar hepimizce malum; Barcelona, Real Madrid, Liverpool ve daha bir çok takım.. Avrupa'da kaybedenler zaten akılda kalmaz, adı bilinmez ve hatırlanmaz. Peki ya arafta kalanlar? Bir zamanlar Avrupa'ya kök söktüren, başarıdan başarıya koşan takımlar genelde bu düzeylerini korurlar. Mali yapılanma, altyapı, taraftar desteğini arkasına alan bu köklü kulüpler her zaman belli standartlarda başarıya ve kazanmaya odaklıdır, ve öyle devam ederler. Dev takımlar performansları düşse de, genel geçer bir standart içerisinde başarı grafiklerini kaybetmeden, sürdürürler. Bu grafiği sürekli hale getiren devler haricinde, bazı takımlar belli dönemlere damgalarını vurdular. Kimisi yanlış planlama, kimisi finansal problemlerden dolayı bu başarıyı sürekli hale getiremedi. Zamanında Avrupa'ya kök söktüren öyle kulüpler var ki şimdilerde alt liglerde yer alıyor, kimisi de ligden düşmemek için mücadele ediyor. İşte Avrupa'yı kasıp kavuran, sonrasında unutulan takımlar.
Nottingham Forest FC
2 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonluğu (1979, 1980)
1 UEFA Süper Kupası (1979)
44 günlük Leeds United macerasından sonra Nottingham'da göreve gelen, daha sonraları "İngiltere milli takımını çalıştırmamış en iyi teknik direktör" ünvanını alacak Brian Clough, yardımcısı Peter Taylor ile birlikte Nottingham Forest kulübünün tarihine damga vuracaktı. Göreve geldiği 1977-78 sezonunda Peter Taylor'un da kendisine katılmasıyla, ikinci ligde 3. olup, İngiltere birinci ligine çıktılar, buraya kadar herşey normal gibiydi. Ertesi sezon yeni çıktıkları ligde en yakın rakibi Liverpool'un 7 puan önünde 64 puanla ipi göğüslediler. 1978-79 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupasını sırasıyla; Liverpool, AEK, Grasshopers, Köln ve Malmö takımlarını teker teker dize getirerek, mağlubiyet dahi almadan kupayı müzesine götürdü. 1979 senesinin Uefa Süper Kupası'nı da 1-0 ve 1-1'lik skorlarla Barcelona'yı yenerek aldı, dahası 1979-80 sezonunda bu sefer Öster, Arges Pitesti, Dinamo Berlin, Ajax ve Hamburg'u devirerek 2 sene üstüste Şampiyon Kulüpler Şampiyonluğu yaşadı. Bu başarıların ardından avaş yavaş çöküş başladı. Peter Taylor'un 1982'de takımdan ayrılması ve kadronun bozulmasıyla Nottingham Forest, 1983-84, 1987-88 ve 1988-89 sezonlarında elde edilen üçüncülükler dışında ligde eskisi kadar varlık gösteremedi. 1992-93 sezonu ise 18 yıl süren efsanenin sonu oldu. Clough'un kendini alkole kaptırması ve Teddy Sheringham ve Des Walker gibi önemli futbolcuların satılmasıyla kulüp önlenemez bir düşüşe geçti. Nitekim lig sonunda Forest, 40 puanla sonuncu olarak 16 yıl aradan sonra İkinci Lig'e düştü. Tüm sorumluluğu üzerine alan "Koca Kafa", 8 Mayıs 1993'te görevinden istifa etti. 18 sene görevde kalan Clough'dan sonra 18 sezonda 15 teknik adam değiştirdiler. Sonraları Uefa kupasında boy göstermeye çalıştılarsa da asla o rüya gibi geçen yıllara dönemediler. Bu sene de İngiltere Championship(2.lig) liginden Premier Lige yükselme mücadelesi veriyorlar.
Eintracht Frankfurt e.V.
1 UEFA Kupası Şampiyonluğu (1980)
1 Intertoto Kupası Şampiyonluğu (1967)
1 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Finali (1960)
Şimdilerde Galatasaray'ın eski teknik direktörü Michael Skibbe'nin çalıştırdığı Frankfurt ekibi, şimdilerde orta-alt sıralarda gezinen, son 15 senede 3 kere Bundesliga 2'ye düşen ve tekrardan yukarı tırmanan takım, aslında 60'lı yıllarda ve 80'li yıllarda Avrupa'ya kök söktürmüş ekiplerden birtanesi. Özellikle 1960 senesinde Real Madrid'e karşı kaybettikleri Avrupa Şampiyon Kulüpler kupası finali 7-3'lük skoruyla hala hafızalardadır. Di Stefano'nun 3, Puskas'ın 4 gol attığı maçta Real Madrid'e karşı kaybetseler de 1967 yılında Avrupa Kupası hayalini Inter Bratıslava'yı yenerek gerçekleştirdiler. 1980 senesinde ise bir başka Alman takımı Borussia Mönchengladbach ile karşılaştıkları Uefa kupası finalinde, deplasman golü kuralıyla toplamda 3-3'lük skorla geçip Avrupa'daki en büyük başarılarına imza attılar. Şimdi Skibbe yönetimindeki Eintracht Frankfurt da tarihin tozlu sayfalarından, kendi yarattığı efsaneyi geri döndürmeye çabalıyor!
Leeds United AFC
2 Fuar Şehirleri (UEFA) Kupası Şampiyonluğu (1968, 1971)
1 Fuar Şehirleri (UEFA) Kupası Finali (1967)
1 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Finali(1975)
1 Kupa Galipleri Kupası Finali (1973)
Sanırım Leeds United hakkında anlatılabilecek birkaç dönem olsa dahi en güzel dönem "glory years" yani şanlı yıllardır. Don Revie komutasında geçen 1961-74 seneleri arasında inanılmaz işler başaran rakiplerinin korkulu rüyası olmayı başaran Leeds United 2 Avrupa kupası kazandı 3 kere de finalde kaybetti. 1961 senesi Mart ayında göreve gelen Revie, takımı küme düşmekten kurtarıp, kaderini değiştirdi. Önce bir üst lige yükselmesini sağladı. 1965-74 seneleri arasındaki 10 senelik süreçte İngiltere Birinci Ligini ilk 4 sıranın içinde tamamladı. Bu süreçte hem tüm kupalarda korkulan, ve zirveye mücadele eden bir ekip olurken, aynı zamanda "dirty leeds" (pis, sert Leeds) lakabı da Don Revie zamanında fair-play ruhunu hiçe sayan o günlerden kalmıştır. Don Revie'nin İngiltere milli takımının başına geçmek üzere Leeds United'tan ayrılmasıyla Leeds duraklama evresine girdi. Brian Clough, Jimmy Armfield, Billy Bremner ve başka isimler de takımın başına geçse de Howard Wilkinson'a kadar kimse pek başarılı olamadı. 1992 sezonunda şampiyonluk ipini tekrar göğüsleyen Leeds bu şampiyonluktan sonra David O'Leary dönemine kadar pek başarılı bir süreç geçiremedi. David O'Leary önderliğinde 1999-00 sezonunda Uefa kupası yarı finalinde Galatasaray'a boyun eğen takım, sonraki sezonda Şampiyonlar Ligi yarı finalinde Valencia'ya elendi. Başkan Ridsdale büyük borçların altına girmiş, Şampiyonlar ligi yayın gelirlerini de hesaba katarak büyük paralar harcamıştı. Bu noktadan sonra işler çığrından çıktı. Kulübün borçları nedeniyle önce Rio Ferdinand satıldı ardından O'Leary'nin görevine son verildi. Leeds United sırayla bütün oyuncularını elden çıkardı. 2003-04 sezonunda kadronun büyük bir çoğunluğu elden çıkartılmıştı. Gösterilen mücadeleye rağmen, 14 senenin ardından Leeds United küme düştü. Kulübün £10m karşılığında Ken Bates'e devredilmesiyle takım bu sene İngiltere Championship liginden Premier lige çıkma mücadelesi veriyor. Zaman zaman parladığı Avrupa arenasını ise yaklaşık 10 senedir mumla arıyor!
Borussia Vfl 1900 Mönchengladbach e.V.
1 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Finali (1977)
2 UEFA Kupası Şampiyonluğu (1975, 1979)
2 UEFA Kupası Finali (1973, 1980)
Kuşkusuz futbol tarihinin tozlu raflarında unutulan en büyük efsanelerden biri, belki de birincisi Borussia Mönchengladbach'tır. 7 sene içerisinde (1973-80) 2 Avrupa Kupası kaldırmış, 3 kere de final oynamış olan kulüp için bugünlerde Bundesliga'da kalabilmek bile önemli bir hedef. 25 Mayıs 1977'de Liverpool'a 3-1 kaybedilen maç belki de takımın elde edemediği tek kupa. 80'li yıllarda ve daha sonrasında özellikle 90'lı yıllarda bu başarı ivmesi kayboldu. 1995 sezonunda Almanya kupasını müzesine götürmesine rağmen bu kupa da takımın yaşadığı düşüşe engel olamadı. Son 5 senesine baktığımızda 2006 sezonunu 10. bitirdi ancak 2007 sezonunu ligin dibinde tamamlayarak küme düşmekten kurtulamadı. 2008 sezonunda Bundesliga 2'de yaşadıkları şampiyonluk onları tekrar en üst lige taşıdı. 2008'de 15, 2009'da ise ligi 12. sırada tamamladılar. Almanya liginin "asansör"takımlarından biri olarak genelde alt sıralarda kendilerine yer buluyorlar. Halen devam eden 2010-11 sezonunda da 26. hafta itibariyle ligin son sırasına demir atmış haldeler. Bir sonraki Heynckes, Bonhof, ve Berti Vogts'larını yetiştirmeleri daha uzun zaman alacak gibi görünüyor.
Göztepe SK
1 Fuar Şehirleri Kupası Yarı Finali (1969)
1 Kupa Galipleri Kupası Çeyrek Finali (1970)
Türk futbol tarihinde vitrine çıkmış ilk takımlardan biridir Göztepe. İzmir'in efsane takımı Göztepe, 1968-69 sezonunda ise Uefa Fuar Şehirleri Kupasında yarı finale kadar yükselerek Avrupa kupalarında bu başarıya ulaşan ilk Türk takımı oldu. O sezon sırasıyla Marsilya, Arges Pitesti, OFK Beograd, Hamburg takımlarını saf dışı bırakan sarı-kırmızılı ekip yarı finalde Macaristan ekipi Ujpest'e boyun eğdi. Ertesi sezon Kupa Galipleri Kupası'nda Luxembourg ve Cardiff takımlarını eledi. Çeyrek finalde İtalya'nın ünlü kulüplerinden Roma'ya toplamda 2-0'lık sonuçla boyun eğdi. Gürsel Aksel, Ali Artuner, Fevzi Zemzem ve daha nice futbolcuları bir çatı altında buluşturdu, kolej havası estirdi. Göztepe 1971 senesinden bu yıla kadar bir daha Avrupa yüzü göremez. Fakat Göztepe taraftarları kendince bugün umutludur. O günlerin geri geleceğini düşünmektedirler. O gün şarkılarında böyle anlatılır; Fevzi, Ali, Gürsel'ler nerde kaldı o günler;o gün yine gelecek İzmir bayram edecek!
16 Mart 2011 Çarşamba
Galatasaray-Fenerbahçe (Bir Cuma Derbisi)
14:40 |
Kaydı Düzenle
Cuma günü oynanacak derbi öncesi taraftardudugu.blogspot.com kurucu/yazarı Murat Erdem Şengül'le birlikte soru cevap yaptık. Sorular aynı cevaplar farklı.
Keyifle okumanız dileğiyle...
1. Derbi deyince aklınıza ne geliyor?
MeS : Derbi deyince aklıma öncelikle “Galatasaray” geliyor. Her zaman inandığım ve Galatasaraylı ve Fenerbahçelilerin gözden kaçırdıkları “Fenerbahçesiz Galatasaray, Galatasaraysız Fenerbahçe olmaz” gerçeği geliyor. İki takımın taraftarları birbirlerini küçük görmeleri, hafife almaları geliyor. En hassas dönemlerinde, derbi haftalarında, derbinin özüne aykırı olan nefret duygusu ile yatıp o duygu ile kalkmaları geliyor. Körü körüne inandıkları renkler uğruna kalpler kırmaları geliyor. Başta da söylediğim gibi ne Fenerbahçesiz Galatasaray ne de Galatasaraysız Fenerbahçe’nin hiçbir tadı yoktur. Birbirimizin değerini bilmemiz gerekir.
TB: Derbi deyince aklıma hırs, mücadele, tribünler ve şampiyonluk geliyor. Bizimkisi bir aşk hikayesi! Tamam arada belki mezhep farkı yok belki siyasi düşünce farkı da yok ancak Gs-Fb derbisi tam anlamıyla bir derbi. Yalın, özüne sadık başka unsurlara takılmayan bir derbi. Dünyanın sayılı güzelliklerinden biri bu derbi...
2. Galatasaray'ın ve Fenerbahçe'nin durumunu değerlendirir misiniz?
MeS : Galatasaray üstünde yazıp çizeceğimiz bin bir türlü senaryo var. Bence tek sorun her kafadan ayrı bir ses çıkması. Ne Taraftar kendi içinde, ne yönetim kendi içinde, ne de futbolcular kendi içlerinde birlik olabilmiş değiller. Bu durumdan yola çıkarak Fenerbahçe’de bu durumun tam tersi olduğunu, takım taraftar yönetim tek yürek halinde olduğunu söyleyebilirim. Bu birlik ise başarıyı getirdi. Başarı derken mevcut durumdan bahsediyorum. Birlik bir takıma muhteşem günler yaşatırken birlik olamamak bir takımı nerelere götürüyor en açık Fenerbahçe ve Galatasaray’ın durumlarını karşılaştırırken görülüyor.
TB: Galatasaray tam bir kaos ortamında. Hagi desen başka alemde, futbolcular başka alemde yönetim keza öyle... Belki Fenerbahçe de aynı durumda olabilirdi ancak devre arasında takviye yapılmamasına rağmen takım kimyası oturdu, çarklar düzgün çalışıyor. Fenerbahçe şampiyonluğa odaklanmış halde, Galatasaray ise hedefsiz. Sanırım durumun en kısa ve net açıklaması.
3. Biraz klasik bir soru olacak ama Hagi mi Alex mi? Neden?
MeS : İstatistik olarak tabi ki Alex. Başarılar olarak tabi ki Hagi. Takımımda Hagi yerine Alex’i görmek isterim. Belki de bunun nedeni şu an Hagi’nin düştüğü aciz durum olabilir diye düşünenler olacaktır fakat Alex de Souza taraflı tarafsız herkesin beğenisini aile yaşantısı, saha içi mücadelesi, hakemler ve rakiplerle olan münasebetlerindeki tavırlarıyla kazanmıştır, tıpkı benim gibi. Alex, çünkü Alex’i bir hakeme tükürürken göremezsiniz, çünkü Alex de Souza evimizden biri.
TB: Hagi. Çünkü kimse onun attığı golleri bana unutturamaz. Bilbao'yu, Dortmund'u yıkmasını, her maçta ki hırsını, o topa vuran kadife ayağı kimse bana, bize unutturamaz. Alex değil mi? Alex de önemli bir oyuncu elbet ama bir Hagi değil tabii :)
4. Şükrü Saraçoğlu şehrin göbeğinde, Aslantepe şehir merkezinden uzak... Sizce hangi lokasyonda stad yapılması daha doğru? Şehir merkezinde mi? Merkeze uzakmı?
MeS : Taraftar maçtan önce toplanmak, muhabbet etmek, bir iki bir şeyler içmek ister. Bu tip şeyler için de şehir içindeki stat her zaman tercihimdir.
TB: Eski usüle göre yapılan stadlar şehir merkezlerinde uğrak noktalardaydı ancak hızla büyüyen nüfus ve şehirlerdeki kalabalık bunu kaldıramadı. Bundan dolayı stadyumlar şehir dışına alınmaya başlandı. Doğru karar elbett buydu ancak şehir dışındaki stadyumlar Olimpiyat Stadı gibi "çorak" bırakılmamalı. Etrafında ve içinde taraftarlar da düşünülerek kompleks bir yapı kurulmalı.
5.Galatasaray ve Fenerbahçe'nin en zayıf noktaları neler?
MeS : Fenerbahçe’nin zayıf noktası yedekleri gibi duruyor. Kenardan gelip var olan mevcut durumu çözecek futbolcu sayısı yok denecek kadar az. Böyle olmasına rağmen kabiliyetin bittiği yerde mücadele başlar. Bu zayıf noktayı da böyle çözüyor Fenerbahçe.
Galatasaray’ın zayıf noktası say say bitmeyecek gibi duruyor. Takım birbirini tanımıyor, savunma hallaç pamuğu gibi oluyor belli bir dakikadan sonra. Gol atacak oyuncu bulmak için sıkıntı çekiyorlar. Ruhunu ortaya koyamama problemi de futbolcuların en büyük sıkıntıları.
TB: Fenerbahçe'nin zayıf noktası kesinlikle şampiyonluk yarışında olması ve puan stresi olacak. Başka bir zayıf nokta göremiyorum. Galatasaray ise hemen hemen her konuda rakibine göre dezavantajlı özellikle gol yollarındaki beceriksizlik ve defansın arkasına atılan toplar büyük tehlike yaratmaya aday.
6. Son yıllarda Fenerbahçe'nin Galatasaray'a bariz bir üstülüğü var. Bunu neye bağlıyorsunuz?
MeS : Hazırlanma aşamasını daha iyi yapan bir Fenerbahçe olduğunu düşünüyorum. Futbolcuların her birine bu maçın 3 puandan daha fazla şey ima ettiği fikri enjekte ediliyor. Galatasaraylı futbolcular ise koy vermiş olarak çıkıyorlar sahaya. Önemseyenler sadece yerli futbolcular oluyor. Ezici üstünlük ise birkaç faktörün daha Fenerbahçe’den yana olunca kaçınılmaz oluyor.
TB: Tamamen psikolojik. Başka hiçbir açıklaması yok. Büyük takımlar arasındaki maçlarda bir dönem böyle seriler yakalanması oldukça olağan bir durum önümüzdeki 10 sene bunun tersine dönmeyeceğini kim bilebilir ki?
7. Cuma günkü derbinin, olası kırılma noktaları neler olabilir?
MeS: Cuma günkü derbinin kırılma noktası olarak ilk yarı skorunu görüyorum. İlk yarıyı önde kapatan Fenerbahçe, Galatasaraylı taraftarların sabrını tamamen taşırmış olacaktır ve ikinci yarı istenmeyen olayların yaşanacağı bir 45 dakika olacaktır. Burada ki kırılma noktası kesinlikle Galatasaray taraftarının maça fiilen etkisi olacaktır.
TB: Baros'un son vuruşlardaki becerisi, Alex'in sihirli değneğini yanına alıp almadığı ve son olarakta Galatasaray tribünleri maçın kırılma anlarına ve noktalarına müdahil olacaktır.
8. Derbinin Cuma günü olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
MeS : Derbinin favorisi olmaz deriz, bence derbinin günüde olmaz. 7 günü birbirinden ayırmamak gerekir “derbi” olduğu için.
TB: Maça gitmek isteyen ve çalışan insanlara yapılmış bir saygısızlık olarak görüyorum. Saçma ve gereksiz bir gün seçimi.
9. Baros mu? Niang mı? Neden?
MeS : Bu sezonu baz alırsak Niang derim. İlk geldiğinden bu yana kötü oynadığı maçlarda bile mücadelesinden hiçbir şeyi esirgemedi keza Baros’ta aynı şekilde fakat arkalarında ki ekip aradaki performans farkını ortaya koydu.
TB: Tamamen farklı tip oyuncular. Yanyana oynasalar efsane bir ikili olacak kadar uyumlu olabilirler, ancak biri teknik bilgisi ve oyun okumasıyla göze çarparken diğeri tamamen fiziksel gücüyle göze çarpıyor. Kalite olarak Baros en az 2 gömlek üstün olsa da Niang'dan bu sezon ki form durumlarıyla Niang bu maçın özelinde öne çıkıyor.
10. Derbi skoru, ve oyunun gidişatını tahmin etmenizi rica etsek?
MeS : Tahmin edildiği gibi Fenerbahçe’nin oyunu domine edeceğini düşünmüyorum. Taktiksel bakımdan Aykut Kocaman Galatasaray’ın 90 dakika boyunca oyunda kalamadığını bildiğini umarak, oyunu 90 dakikaya yayıp son dakikalarda bulacağımız goller ile maçı 2-0 alacağımızı düşünüyorum.
TB: Tedbiri elden bırakmayan bir Fenerbahçe bekliyorum. 60. dakikaya kadar gol olması mümkün görünmüyor. Golü bulan maçı kazanır bence. Tahminim 1-0 Fenerbahçe kazanır. İstermisiniz golü de Güiza atsın?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























