28 Şubat 2011 Pazartesi

Boxer Dergisi Mart Sayısındayız

















Boxer dergisi Mart Sayısında "Futbol tarihindeki efsanevi geri dönüş hikayeleri" adlı bir yazı kaleme aldım. Oldukça üzerinde çalışarak yazdığım bu yazıyı umarım severek okursunuz :)

Hepimizin Umudu Cenk Tosun Paşa

















Çoğumuz Cenk Tosun adını ilk ara transfer döneminde adı Galatasaray ile anılınca duydu. A Milli hariç, 20 yaş altı Alman Milli Takımı da dahil olmak üzere, bütün yaş seviyelerinde toplam 26 kez Alman Milli Takımı forması giyen Cenk Türk futbolunun tam da aradığı isimdi aslında. Türk Milli Takımı'nı tercih etmesi mutluluk verici ama bir o kadar da bizim için faydalı bir tercih oldu. Kimse kusura bakmasın Cenk gibi teknik, süratli, delici bir ileri uç adamımız yok. Topu bu kadar efektif sürebilen, bu kadar güzel adam geçip, son vuruş yapmasını bilen bir oyuncuyu nicedir ay-yıldızlı forma altında izlemedik (en azından ben izlemedim kendi adıma). 



















Galatasaray anlaştı dediler olmadı, Gaziantepspor'a imza attı Cenk. Galatasaray'a kupa maçında 2 golle  mesajını da verdi, Türkiye macerası onun için doludizgin, enfes başladı. Gerçi Cenk'in buraya gelmeden önce 2010-11 sezonun ilk yarısında sergilediği performans da etkileyici. Eintracht Frankfurt 2. takımıyla çıktığı 13 maçta rakip fileleri 11 kere sallamış istikrarlı bir golcü o.

Bence sezonun en iyi transferlerinden biri çünkü bu sefer sadece Gaziantepspor değil Türk Milli Takımı da kazandı. Aşağıdaki golü de onun niye bu kadar önemli olduğunu benim açımdan kanıtlar niteliktedir.


24 Şubat 2011 Perşembe

24 Şubat Sistem 4-5-6 Kuponu



















Villareal - Napoli     2     3,75
Liverpool - Sparta Prag     X/1     3,75
Dinamo Kiev - Beşiktaş     H(1)     2,55
Ajax - Anderlecht     TG 4-6     2,60
Manchester City - Aris     X/1     4,25
Stuttgart - Benfica     X/1     5,25

Sistem 4-5-6
Tutar: 22 TL
Olası Kazanç: 8.268,57 TL

24 Şubat İddaa Kuponu



















Dinamo Kiev -Beşiktaş TG  4-6  2,60
PSV Eindhoven - Lille Üst  1,70
Zenit - Young Boys Alt  2,30

Toplam Oran: 10,16

dinamo gibi kiev
















Beşiktaş bu akşam 4-1'in rövanşından Ukrayna'da Dinamo Kiev ile rövanş mücadelesine çıkacak. -10 derece civarında oynanacak maçta, Beşiktaş'tan hiç bir beklentim kalmadığını belirtmek isterim. Oysa ki ilk maç öncesi Beşiktaş'ın tur atlayacağına gerçekten inanıyordum. Markaj hatalarından gelen saçma sapan gollerin üzerine bir de Ukrayna soğuğu ve Simao+Quaresma'dan yoksun bir Beşiktaş! Kuzey takımları zaten genelde bize oyun stili itibariyle ters takımlar. Hele ki bu skor dezavantajıyla bir kuzey takımından deplasmanda tur vizesi kopartmak imkansızla eş değer. Niye mi? Çünkü Beşiktaş'a 90 dakika içinde elenmemek için en az 4 gol gerekiyor. Bu 4 golü atarken de maksimum 1 gol yemesi gerekiyor (ki o zaman da maç uzatmalara gider). Kusura bakmayın ama bu havada Beşiktaş 4 gol atmak için oynarsa çok açık verir. Dinamo Kiev zaten yapı itibariyle kontra atak futbolun kitabını yazmış bir ekol ayrıca ileri uç elemanları da bu futbola çok uygun. Kondisyonları da epey iyi.

Üzgünüm ama Beşiktaş bugün iyi oynarsa beraberlik alır, kötü oynarsa...
22 Şubat 2011 Salı

22 Şubat İddaa Kuponu



















459 Leeds United - Barnsley,  
Ev sahibine güveniyorum handikaplı 1 oynanır!  H1  2,50

500 Kopenhag - Chelsea,  
Ev sahibi hava şartlarının da yardımıyla kazanacaktır!  1/1  7,50

501 Lyon - Real Madrid,   
İlk yarı beraberlik ikinci yarı Real Madrid galibiyeti bekliyorum! X/2  4,00

Toplam Oran; 75.00



19 Şubat 2011 Cumartesi

19 Şubat İddaa Kuponu



















Bursaspor - Gaziantepspor ÜST
Leeds United - Norwich City 1
Stoke City - Brighton 1
Galatasaray - Bucaspor ÜST
Real Madrid - Levante TG 4-6

Toplam Oran: 13,08

18 Şubat 2011 Cuma

Kötü Markaj 1 iyi Markaj 4

Beşiktaş teoride ve pratikte Uefa Avrupa Ligi'ne havlu attı dün akşam. Maçı skor konuşmak bence yersiz. Herkes net bir şekilde başarının kalite kadar disiplin ve taktik anlayıştan geçtiğini gördü. Maçtaki 5 golün tamamı markaj hataları yüzüden atıldı. Bu gollerin içinde sadece çok bariz şekilde farkedilen 2-1 Dinamo Kiev'i öne geçiren golü inceleme gereği duymadım zira evlere şenlik bir duran top markaj hatasıydı ve futbolla alakasız bir insan dahi Sheva'nın attığı goldeki hatayı net şekilde görebilirdi, gelelim diğer gollere;

Kiev'in ilk golü öncesi yapılan markaj ceza yayı üzerindeki tek oyuncu dışında iyi görünürken...

Korner kullanıldıktan sonraki görüntü ise tam bir fiyasko! İki Dinamo Kiev oyuncusu (beyaz 1 ve 2) rahatça topa yükseliyor kafa vuruşu 2 boş oyuncudan birine geliyor o da tamamlıyor. Top oyunda değilken iyi görünen markaj kornerin kullanılması ile sirke dönüyor. 0-1
Nobre kafayla Quaresma'ya asist yaparken 3 Kiev'li bomboş geziniyor. Alan savunmasının zaaflarından biri! 1-1

Kiev yine bir duran top organizasyonu ile 2 oyuncuyu aynı yerde bomboş topla buluşturuyor. Biri kaçırıyor diğeri tamamlıyor. Alan savunmasından adam savunmasına geçmek konusunda felaket bir tablo. 1-3


Tehlike yaratabilecek tek Kiev oyuncusu beyaz daire içerisine alınmış durumda. Defansın arkasına sarkan oyuncu ofsayt sağ kanattaki oyuncu ise markaj altında. Beşiktaş savunması ne yapacağını bilemez halde tutmaları gereken tek adamı bırakmış durumda, o da penaltıya sebebiyet veriyor. 1-4


Türk futbolundaki özellikle duran toplardaki markaj hataları Avrupa futbolunun ÇOK üzerinde. Skordan ziyade bu hatalar bana daha acıklı geliyor.


17 Şubat 2011 Perşembe

Arsenal Şapkadan Tavşan Çıkardı

Maça Başlayan 11'ler

76. dakikadan sonraki oyun düzeni

Dün akşam canlı olarak Barcelona nasıl alt edilir onu izledik. ilk 70 dakika başka bir maç son 20 dakika başka bir maç vardı dün gece. Dünya'yı kasıp kavuran Barcelona fırtınası dünya üzerinde ona en yakın futbolu oynayan ayağa kısa bol pas yapan Arsenal ile karşı karşıya geldi. Wenger dün akşam tecrübesiyle Guardiola'yı öyle bir alt etti ki zevkle izledim. Arsenal maça oldukça temkinli bir kadroyla çıktı. Defans blok halinde geride kalırken, ortada 3lü Fabregas, Song, Wilshere duvar ördü. Kanatlarda Nasri ve Walcott  ileride tek forvet Van Persie vardı sahada. Guardiola savunmadaki Puyol gediğini Abidal ile kapamaya çalıştı. Barcelona'nın maç içinde zamana zaman 4-1-2-1-2 taktiğinden Alves'i ileri çıkartıp üçlü savunmaya dönme süreçleri Puyol varken çok daha kolaydı ancak hem Puyol yok, hem Abidal solda yerinde değil de göbekte, hem de solda Maxwell görev aldı. 60. dakikaya kadar Barcelona istediğini fazlasıyla sahaya yansıttı.

Arsene Wenger o kadar büyük bir taktisyen ki, Alves'in kanadının boş olduğunu Pique, Abidal, Maxwell üçlüsünün ise yetersiz kaldığını net bir şekilde analiz etti. Öyle ki yaptığı kritik değişikliklerle maçı kopardı aldı. Kritik nokta, Song ve Walcott'u kenara alıp Arshavin ve Bendtner'i monte etmesiydi. Nasri'yi göbeğe aldı, böylece orta sahanın ortasında 3 tane iyi top yapan kısa hızlı adama sahip oldu (Wilshere, Nasri, Fabregas). Nasri ve Walcott temkinli oynarken maç boyu, Arshavin ve Bendtner'e tanıdığı özgürlük ile onları sarkık oynattı. Arshavin-RVP-Bendtner üçlüsü bana göre yetersiz kalan Barcelona defansını deldi geçti resmen.


Dani Alves'in çıkışlarından ve Barcelona'nın defans problemine değinmiştim ama Valdes'i unutmuşum. Arsenal'in ilk golü arkaya atılan güzel bir toptu tamam ama açı daralmıştı. RVP topu önüne aldığında açısı oldukça dardı. Normalde o açıdan gol yapması olanaksıza yakındı ama golü RVP değil Valdes attı.



Valdesin kale direğine uzaklığı eleştirilecek boyutta değil normale yakın. Ancak problem topa ve pozisyona uzaklığı Valdes 1 metre daha ileride olsa (Yıldızla işaretlenen altı pas çizgisinin üstünde) bu vuruşun gol olma ihtimali yok! Valdes kaleci fundamental'inin en zor yanlarından biri olan açı daraltma konusunda oldukça zayıf ve durduğu yer hatalı. Hani derler ya "kapattığı köşeden yedi" diye, aynen öyle bu gol.




Arsenal'in durumu 2-1'e getiren golü ise evlere şenlik Barcelona açısından. İlerde 4-5 oyuncuyla Bendtner'e basan Barcelona, Bendtner'in oyunu açan pasıyla geride zayıf kaldı. Nasri pası arkadaşının koşu yoluna o kadar isabetli ve o kadar iyi zamanlamayla verdi ki ancak bu hücuma gol yakışırdı. Puyol'un yokluğunda Barcelona'da ki defansın organize olmaktan çok uzak olduğu bir gerçek. Pique ofsaytı o kadar net bir biçimde bozmuş ki! (Daire #1) Dani Alves'in oyundaki konsantrasyon eksikliği de evlere şenlik Pique defansı sirke çevirirken ofsayt itirazında bulunması komik olmuş (Daire #2).

Arsenal işte böyle devirdi Barcelona'yı.. 15 dakikada gelen net 2 golle..

Tur şansları bakımından bence hala %90'a %10 Barcelona önde. Bu Arsenal galibiyetini Galatasaray'ın İstanbul'da Real Madrid'i 2-0'dan gelip 3-2 yendiği maça benzettim. Tamam nefis bir geri dönüş olmuştu ama deplasmanda 3-0 yenilip elenmişti. Benzer bir sonuçla Barcelona'nın tur atlamasını bekliyorum.

16 Şubat 2011 Çarşamba

16 Şubat 2011 - İddaa Kuponum




















560 Fiorentina - Inter   TG 4-6   2,60 
565 Arsenal - Barcelona   TG 4-6   2,00
562 Hamburg - St. Pauli   H(1)   2,55

Toplam: 13,26

Gennaro Ivan "Rino" Gattuso
















Günümüz futbolunda, futbolcular temel olarak ancak 2 şekilde saha içinde var olmayı başarabiliyorlar. Seyirci   sahada izlemek için neden arar,  antrenör oynatmak için neden arar, keza oyuncular da çocuk yaşlardan itibaren sahada hangi rolde "neyden beslenerek" enerji bulacaklarını ve oyun stillerini yetenekleri, fiziki ve kimyasal yapıları eşliğinde belirler. Kimi Messi olur, kimi Gattuso, kimi de Hakan Balta bunun belirlenmesinde yetenek kadar diğer unsurlarında etkisi büyüktür. Kısaca bu 2 ana unsur;

1) Taktik-teknik ve fizik kondisyon olarak.
2) Duygusal olarak.

Gattuso aslında 2. maddenin en güzel örneklerinden. Sinirli, bazen acımasız ama tam bir görev adamı. Dün akşamki Tottenham mağlubiyetinin ardından boğaza sarılması, kafa atması çok çirkin tamam ama sahaya çıkan 11 oyuncudan en azından bu kadar hırslı olmasını kim istemez ki? Sanırım karıştırılan çirkeflik ve hırs değerleri.
15 Şubat 2011 Salı

İbrahim Üzülmez Belki Ama Biz?



















Beşiktaş  flaş  transferler sonrası 17de 17 hedefiyle  yola  çıktığı ligin ikinci yarısında tokat gibi sonuçlar almaya devam ediyor. Kardemir Karabükspor beraberliği ardından haftasonu oynanan Ankaragücü maçında oynanan tutuk futbol ve ilk dakikalarda eski Beşiktaşlı Serdar Özkan'ın enfes golüyle devreyi 1-0 yenik kapatan Beşiktaş'ın soyunma odasında maçı dahi gölgede bırakacak olaylar oldu. Daha önce de kampta "terlik" kavgası olarak hafızalara kazınan olayda, İbrahim Üzülmez ve İbrahim Toraman arasında çıkan olaylarda iki futbolcu da kadrodışı bırakılmış, Üzülmez'in kaptanlığı ligin son haftasında Denizlispor deplasmanındaki şampiyonluk maçına kadar elinden alınmıştı. Mustafa Denizli son maçta yaptığı jestle kaptanlığı tekrar Üzülmez'e teslim ederek olanların üstüne geç de olsa sünger çekmişti. Ankaragücü maçı devre arasında kısmen de olsa tekrarlanan bu iki oyuncu arasındaki sürtüşme anlaşılan o ki artık iyiden iyiye Üzülmez'in azaltılan kredisini bitirdi. 
İbrahim Üzülmez saha içinde yetenekleriyle ön plana çıkmadı hiçbir zaman. Hırsı, yaşına rağmen sahaya yansıttığı inanılmaz performansı zaman zaman siniri ile takıma ateş verdi, can verdi. Gerçek kaptan "yetenekli çocuk" değil, "sert çocuk" olmalıdır çünkü ancak sahiplenen kavga eden, sinirlenen, takımın ondan sinerji üreteceği adam kaptanlığı kaldırabilir. 

Gücü Fatih Tekke'den sonra ancak İbrahim Üzülmez'e yeten, 11 senelik Beşiktaş macerasını bitiren Schuster ve yönetim,  daha çok vahim durumlara düşeceğe benzer. Aynı kavganın Guti ile Quaresma arasında olduğunu düşünün eğer sonucun yine böyle olacağını düşünüyorsanız, Üzülmez'e de üzülmeyin. 

Mourinho'nun Varisi André Villas Boas



1977 doğumlu Andre Villas Boas Porto'nun bu seneki başarısının en büyük mimarlarından birisi.33 yaşındaki genç teknik adam, yeni nesil teknik direktörlerin belki de en parlaklarından. Daha 33 yaşında olmasına ve profesyonel düzeyde futbol oynamamasına karşın referansları ve çalıştığı teknik adamlar açısından oldukça kendini geliştirmiş olgun yapılı bir teknik adam diyebiliriz kendisine. Öyle ki UEFA C antrenörlük lisansını 17 yaşında aldığını düşünürseniz sanırım bu "olgun" teknik adam deyiminde bana katılırsınız.
Genç yaşında teknik-gözlem "scouting" alanında çeşitli görevlerde çalışmaya başladı Porto'da. Bobby Robson onun kusursuz İngilizcesinden etkilenmiş olmalı ki onu kulübe kazandırmıştı. 17 yaşında lisansını aldıktan sonra Birleşik Krallık Virgin Adaları milli takımının başına geçtiğinde ise sadece 21 yaşındaydı. Jose Mourinho onu çağırdı, önce Porto arkasından Chelsea son olarak da Inter'de onun yanında yardımcı antrenör olarak görev aldı. Mourinho her zaman onun, rakip takımı analiz etme ve çözme konusunda inanılmaz bir yetenek olduğunu belirtip onun adeta gözü, kulağı olduğunu belirtmiştir.
2009-10 sezonun başında kariyerine menajer olarak devam etmek istediğine karar verdikten sonra, Ekim 2009'da Academica'da kendisine uygun bir pozisyon açıldı. Villas takımın başına geçtiğinde Academica'nın henüz galibiyeti dahi yoktu ligde. Yarattığı yeni stil ile Academica'yı lig kupası yarı finaline kadar taşıdı ancak Porto'ya mağlup olmaktan kurtulamadı. Ligi ise düşme hattının 10 puan yukarısında 11. olarak tamamladı. Academica gibi zor şartlarda mücadele eden bir takımda sadece aldığı güzel sonuçlar değil göze hoş gelen futboluyla da övgüleri topladı.


Carlos Carvalhal'ın ayrılmasından sonra medya onun Sporting'e gideceği yönünde birleşmiş durumdaydı ancak Villas 2 Haziran 2010'da Porto'nun başına geçti. Porto'da takımın başında sahaya çıktığı 36 maçta maç başına 2,33 gol atıp maç başına 2,6 puan toplamayı başardı. Uefa Avrupa liginde grupta 5 galibiyet 1 beraberlik alarak mağlubiyet yüzü görmeden gruplardan çıkarken ligde 20 maçta 18 galibiyet 2 beraberlik ile ilerlerken 46 gol atıp sadece 7 gol yedi ve 2. Benfica ile arasında şimdiden 11 puanlık bir fark yaratmış durumda.Villas her zaman Mourinho'nun bir klonu olmadığını ve Porto üstünde iz bırakmak istediğini kendi yolunu çizmek istediğini söylüyor ama ona duyduğu saygıyı da söylemeden geçmiyor. Yeni nesil antrenörlerin en parlağı olan Andre Villas Boas ileride neler yapacak hep birlikte göreceğiz ama genç yaşına rağmen şimdiden takdire şayan bir duruş ve antrenörlük meziyetleri sergilediği de yadsınamaz.






14 Şubat 2011 Pazartesi

Galip Öztürk'le Mini Söyleşi






















Galip Öztürk sizden gelen soruları cevapladı işte keyifli mini söyleşimiz...

1. Bahis yorumlarınızı keyifle dinliyorum. Merak ettiğim konu, kendiniz bahis oynuyormusunuz, oynuyorsanız ne sıklıkla?
2. Dünyada en çok sevdiğiniz 3 futbol klübünü ve 3 oyuncuyu söyleyebilirmisiniz?
3.İngiltere-İspanya-İtalya-Fransa-Almanya ve tabii ki Türkiye'de bu sene şampiyonluktaki en büyük favorileriniz kimlerdir?


1. Bazen ben de oynuyorum. Ama internetten oynamayı sevmiyorum. Bir bayiye gidip orada insanların yorumlarına kulak kabartmak hoşuma gidiyor. Sadece 2 TL'lik oynuyorum. Fazla maceraya girmeyip 4 maçla sınırlandırıyorum. Ama inanın, söylersem tutuyor, oynarsam tutmuyor. Geçen gün bir arkadaşıma telefonda kupon yaptım. 13 katını tutturdu. Ben oynadığımda ise olmuyor. Terzi söküğünü dikemez misali.
2. Dünyada tuttuğum kulüplerin başında Real Madrid geliyor. Real'in hala Franco ile anılmasını ise anlayamıyorum. Sonuçta Real Madrid de Barcelona da artık endüstrileşmiş iki futbol devi. Bunlardan biri sosyalizm diğeri faşizm sempatizanıdır demek mümkün mü? Real'in dışında Almanya'da Jurgen Klopp'un yerinde genç yatırımlarıyla inanılmaz bir çıkış yakalayan Borussia Dortmund. Götze, Nuri Şahin ve Kagawa 1-2 yıla adlarından çok söz ettirirler. İtalya'da ise Napoli'ye bu sezon büyük sempati besliyorum. Milan yerine onların şampiyon olmasını isterim. En beğendiğim oyunculara gelince Lionel Messi, Cristiano Ronaldo ve Xavi olarak sıralayabilirim.
3. İngiltere'de Manchester United, İspanya'da Barcelona, İtalya'da Milan, Fransa'da Lille, Almanya'da Borussia Dortmund'un zirvede bulundukları ligi sezon bitiminde de şampiyon olarak tamamlayacaklarını düşünüyorum. Türkiye'de ise Fenerbahçe son dönemde yakaladığı performansla ipi önde göğüsleyebilecek gibi duruyor.

Galip Öztürk'e davetimizi geri çevirmediği için buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

10 Foto, 1 Video, Elveda Ronaldo!

















13 Şubat 2011 Pazar

Galatasaray Gaziantepspor Karşısında Neleri Yanlış Yaptı?






















Galatasaray puan kaybettiği zaman değil de, kötü oynadığı zaman keyifsizim, hissizim. Yenilmeye değil ancak kötü futbola epey dayanıksız olduğumu bir kere daha anladım. Eskişehirspor karşısında oynanan ilk 60 dakika, Galatasaray adına adeta mükemmel futbolun sahaya yansımasıydı. 60 dakika sahada basmadık yer bırakmayan Galatasaray Eskişehirspor'u sahadan silmişken konsantrasyon kaybı ve baskılı oyun sonucu yorgunluğun da etkisiyle 2 gol birden yedi. Gelen 4. golle hem bu olası travmanın önüne geçildi hem de Baros sahalara tekrar golle dönmüş oldu. Gelgelelim bu hafta ne oldu derseniz o bambaşka bir hikaye...

Galatasaray geçen hafta sezonun en iyi futbolunu oynarken bu sezon ilk defa 4 gol birden atmıştı. Şubat ayının başında oynanan kupa müsabakası ise oldukça zevkli geçmiş ve Gaziantepspor'un 3-2 galibiyetiyle sonuçlamıştı. Bu maçında iki tarafın için zorlu geçeceği önceden aşikardı. Kadrolar belli olduğunda epey şaşırdım doğrusu. Antep cephesi de aslında hücum anlamında epey zengin bir kadroya sahip. Öyle ki Olcan ve Julio Cesar yedek soyunarak başladı maça. Galatasaray hali hazırdaki 3 kreatif futbolcusundan kalan sonuncusunu da sakatlıktan dolayı oynatamayacaktı. Misi'nin olmamasını ve Arda'nın sakatlığını kanıksadık zaten ancak ama Kewell da olmayınca takım sahada "General" yoksunluğundan doğru düzgün hücum yapamıyor. Culio teknik, topa iyi vuran, driplingi iyi bir oyuncu, evet ama oyun kurucu vasıflarına 10 numara olmaya da bir o kadar uzak. İşte Galatasaray'ın aslında mecburen de olsa dün yaptığı tek yanlışlık buydu. Kewell yerine Anıl oynadı. Geçen hafta Kewell'ın 2. golde topun üstünden atlayıp Stancu'ya verdiği "hayalet" pas ve 3. goldeki vuruş tekniği dün yoktu. E Sabri'nin olmayan şutlarına Cana da dokunmayınca böyle bir tablo ortaya çıktı.

Tolunay hocaya birkaç küçük eleştirim olacak. 1-0 önde olduğun Galatasaray'ı bitirmek varken niye 85 dakika takımı o kadar geride tuttu anlam veremedim. Devrede yapılacak Olcan-Ismael Sosa ve Julio Cesar-Cenk Tosun değişiklikleriyle maçı Galatasaray açısından faciaya dönüştürebilirdi. Defansif beklerini ileri çıkartmadı, orta sahasını çakılı oynatıp aslında epey etkisiz kaldı. Dediğim gibi eğer birazcık cesur davranabilseydi maçın sonucunu düşünmek istemiyorum.

Maça aslında Galatasaray hakim başladı. Geçen haftaki mücadeleyi presi yine sahaya yansıttılar. 1. dakikada Stancu'ya net bir penaltı yapıldı ancak hakem çalmadı, çalamadı keza 1. dakikada penaltı olur mu? Kusura bakmasın kimse oldu! Maçın devamında sahadaki en büyük görevi kafa toplarını almak olan Servet öyle bir zamanlama hatası yaptı ki Gaziantepspor'a asist oldu resmen. Golde Zapata'nın da takdire şayan çabasını görmemek de imkansız bu arada. Golden sonra maçtan kopan, morali düşen Galatasaray geri kalan tüm maç boyunca debelendi durdu, bende ekran karşısında eşlik ettim takımıma. 

Galatasaray'ın dün bir başka problemi de sağ kanadının sıkışlığıydı. Sağ bek Serkan, sağ iç Sabri ve sarkık kanat oynayan Kazım arasında inanılmaz bir görev karmaşası vardı. Öyle ki çoğu zaman Sabri ve Serkan pozisyonlarını kaçırdı, Kazım ise Sabri oyundan çıkana dek o kanattaki sıkışıklık nedeniyle orta sahaya gelip top almak zorunda kaldı. Sabri oyundan çıktıktan sonra ise yüzünü kaleye döndü ve Galatasaray'ın son dakikalardaki kıpırdamasını sağlayan isim oldu. Galatasaray sahaya 4-3-3 düzeniyle çıktı. Ancak 4-3-3'ün maç içerisinde kanatlara odaklanması için 3-4-3'e dönüşü şarttır. Galatasaray geri dörtlüsünü Hakan-Servet-Cana-Serkan'la kuruyor ki bence bu külliyen yanlış bir model. Ne Serkan ileride yetenekli ne de hakan balta 3-4-3'e uygun bir oyuncu. Galatasaray'ın acilen Insua-Servet-Cana-Sabri dörtlüsüne dönmesi lazım. Böylelikle o dörtlü maç içinde zaman zaman Insua-Cana-Servet zaman zaman da Cana-Servet-Sabri olarak 3'lü defansa dönüşte inanılmaz bir kolaylık sağlayacaktır. Sonuçta Zapata'da kullanılacak bir yabancı kontenjanı da dünden sonra bana aptallık geliyor.

Son lafım da oyun akışkanlığı konusunda. Geçen hafta Barcelona'ya taş çıkarırcasına neredeyse pas hatası olmadan hücum eden Galatasaray'ın gözleri bağlı gibiydi. Akışkanlıktan yoksun, karşı kaleye gitmekten aciz bir Galatasaray izledikçe içim kan ağlıyor. Eskiden olsa hücumda akışkanlık olmadığı zaman Hagi sahneye çıkar bir frikik bir uzaktan şutla maçı alırdı. Artık Hagi saha kenarında olduğuna göre Arda artık bir an önce AÇILIŞI yapsın. Olmaz mı?
11 Şubat 2011 Cuma

Galip Öztürk'e Sorularınız Var Mı?






















Spor yazarı, İddaa üstadı Galip Öztürk mini röportaj teklifimizi geri çevirmedi. Kendisine yöneltilecek soruları da siz belirleyin. Eğer sizin de kendisine yönelteceğiniz bir sorunuz varsa ad-soyad bilgilerinizle beraber sorunuzu yusufalitimur@gmail.com adresine yollayın!

Vincent Peter "Vinnie" Jones


















Neredeyse hepimiz Vinnie Jones'un en azından bir filmini izlemişizdir. Zannediyorum "Bullet Tooth Tony" desem Snatch rolüyle hemen gözünüzün önüne gelir bu muhterem şahıs. Zira oynadığı filmler sayıca öyle az buz değil. Kişisel olarak dört tane favori filmimde oynadığı için ayrı bir sempati de duyarım:


Bu filmlerdeki performansı, rol olamayacak kadar güzeldir. Öyle ki çoğumuz aktörlüğünün arkasındaki geçmişi araştırma gereği duymamışızdır. Filmlerdeki sert tehlikeli rolü aslında başka bir alanda, futbolda gerçek kimliğidir.Vinnie Jones 9 kez Galler milli takımının formasını giymiş, Wimbledon, Chelsea, Leeds United, QPR başta olmak üzere 386 resmi maça çıkmış bir futbolcudur.























Üstteki resimde Gascoigne'in "fındıklarını" sıkarken görünen Jones'un futbolculuk yıllarına ait o kadar çok vukuatı vardır ki saymakla bitmez. Acımasız tehlikeli ve vahşi bir orta saha oyuncusu olarak o kadar ünlenmişti ki film yapımcılarının ilgisini uyandırdı. Onlarda bu Jones'un bu karakterini sinemaya yansıttı. Günümüzde en büyük "kasap" Nigel de Jong olduğu için sevinmeliyiz bence!

İşte karşınızda "Bullet Tooth Tony" pardon, Vinnie Jones...


The Damned United (2009)



















Damned United, Nottingham Forest'ın "yaratıcısı" Brian Clough'un; Derby County mucizesini, başarısız geçen 44 günlük Leeds deneyimini, Don Revie'ye karşı olan uçsuz bucaksız nefretini, Peter Taylor ile dostluğunu  anlatan eşsiz güzellikte bir film.

Hala izleme imkanı bulamadıysanız hemen izleyin...
10 Şubat 2011 Perşembe

Emmanuel Petit

Andy Carroll Gitti Uçan Finli Geldi


Kadro zaten geniş değildi. Leon Best, Shola Ameobi, Nile Ranger, Peter Lovenkrands kalmıştı ellerinde Carroll gittiğinden beri, bir de Ameobi sakatlanınca iyice forvetsiz kaldılar. Boşta adam lazımdı, uçan finli Shefki Kuqi'yi getirdiler. Ameobi'yi Premier Lig seviyesi için orta sınıf bir forvet saysak dahi, geriye kalan 3 adamın toplamı 1 etmezken şimdi de 34 yaşındaki Kuqi'yi aldılar. 14 takım dolaşmış göçebe oyuncu sınıfının en büyük temsilcilerinden olan Kuqi, yaptığı açıklamada zaten şaşkınlığını ve sevincini gösterdi;
"Everybody knows it is the best league in the world and to be part of it and a club the size of Newcastle United, I am really proud. It's an honour to be here.''

Menajer Alan Pardew'in kafasından neler geçiyor bilmiyorum ama onu Andy Carrol misali hedef santrfor yapmak istiyorsa 5-10 yıl kadar geç kalmış olabilir!
9 Şubat 2011 Çarşamba

Bu Kadar Tedirginlik Olmaz ki!?


Sporx.com Yazıları

Twitter

Blogger tarafından desteklenmektedir.

İLETİŞİM